Araştırmacı Kişiliği ve Engin Bilgisi Işığında Şair Gencer O

ARAŞTIRMACI KİŞİLİĞİ VE ENGİN BİLGİSİ IŞIĞINDA ŞAİR GENCER O
İLE AT VE ATÇILIĞIMIZA DAİR BİR SÖYLEŞİ...
Merhaba sevgili ByerleyTurk takipçileri, bu ay sizler için bir sürpriz hazırladık ve ekranların kır saçlı karizmatik sunucusu sevgili Şair Gençer O ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu özel röportajı şimdi yayınlarken röportaj serimizin başladığı müjdesini veriyor yakında sektöre yarışçılığa damgasını vurmuş kişilerle söyleşilerimizin devam edeceğini bildiriyoruz…
Sevgili Şair Gençer O. nereden geliyor bu At sevdanız? Ne zaman nasıl başladı anlatır mısınız?
Öncelikle tüm halkımızı yarış severlerimizi buradan selamlıyorum. Her çocuğun hayatında atların bir şekilde yer aldığı bir dönem olmuştur. Benim çocukluğum köy yerinde geçti sayılır ve hayvan sevgisini oradan almışım. Ancak atları western filmlerden sevdim sanırım. Büyük bir kovboy olmayı hangi çocuk istememiştir ki.. Zaman içinde atlara karşı ilgim daha da artarken 1986 yılında İstanbul’a gelip tren ile Veliefendi yakınından geçtiğimizde de yarışlar ile tanıştım. Ancak 1991 yılına kadar yarışa gitmemiştim. 1991 yılından sonra, önce yarışlara gitmeye daha sonra da atlar ile ilgili her konuda araştırma yapmaya başladım. Geldiğimiz son noktada hala öğrenecek çok şeyler var olduğunu görüyorum.
İşin Profesyonel yönüne ne zaman geçiş yaptınız? Bu konuda da Türkiye çapında öncü olduğunuzu biliyoruz.Pek çok genç yarışsever sizin sayenizde yabancı yarışlara pedigri takiplerine merak sarmış durumda.
Öncelikle sözlerinizi iltifat olarak kabul edeceğim. Çünkü bu işte ne ben ilkim ne de son. Eski dönemlerde çok değerli atçılar gelmiş ve gerek pedigri bilgisi gerekse de yetiştiricilik ile ilgili çok emek vermiş değerli insanlar olmuştur. Sait Akson gibi bir değeri günümüzde bile arıyoruz dersem abartmış olmam. Benim dönemimde atçılıkla tanışan genç jenerasyonun beni tanıyor olması doğal. Sevgili Muslihiddin Gurup, Teoman Demiröz, Osman Atakol, Reşat Köstem ve adını şu an saymadığım diğer değerli ağabeylerim TJK yayınlarında ve dergilerde bu konuda emek vermiş insanlar. Ben onlardan heveslendim öğrendim diğer insanların da okumasını isterim bundan büyük mutluluk duyarım.
Ekranlara çok yakışan bir yapınız var muhakkak ki bayan hayranlarınız da oluyordur? Bu durumu nasıl karşılıyorsunuz Bunun dışında genel olarak yarışseverlerden gelen tepkiler neler oluyor ?
Bayan ya da bay benim için fark etmiyor. Daha doğrusu atçılıkla ilgili temas sağladığım kişiler pek çok kesimden olabiliyor bu benim için o kadar da önemli değil. Daha çok tabii ki erkekler konuya ilgi gösteriyor fakat bayan yarışseverlerde hep beraber görüyoruz ki artık hipodromlara ilgi gösteriyorlar. Ben elimden geldiğince bildiğim konularda insanlara yardımcı oluyorum. Benim genç yarışseverlerden bu konuda aslında bir beklentim var. Sevdikleri atlar ile ilgili gruplar kurarak bu atların koşularında hipodromlarda buluşarak bu fırsatı değerlendirmeleri. Hem çok sevdiğimiz atları daha yakından görmüş olacaklar hem de at sevgisini daha geniş kitlelere yaymış olacaklar. Malum toplumda futbol bahisi çok yaygın olduğu halde at yarışına ön yargı ile bakılmaktadır. Bunların aşılması gerekmektedir.
Anlıyorum..Peki bir başka konuya geçelim "Canlı yayın". Canlı yayınlar her zaman riskli ve zor bir olaydır. Başınızdan geçen enteresan olaylar unutamadığın anılarınız oldu mu hiç?
Olmaz mı! Her zaman ekran karşısında aynı enerji ile olmanız zor. Bazen aksilikler de yaşanmıyor değil. Ancak Dubai’de yapmış olduğumuz canlı yayındaki aksilikler unutulacak gibi değildi. Yaklaşık 30 dakika neden çalışmadığı üzerine kafa yordukları kulaklık ki sanırım doğru adı intelcom sonunda pili olmadığını anlamalarıyla Dubai’li televizyoncular neredeyse çıldırtıyordu bizi.
Yavaş yavaş birazda yarışlara gelelim isterseniz malumunuz yeni İstanbul sezonu açılıyor, yeni sezonda bizleri neler bekliyor Şair bey?
Ben at yarışlarında sirkülâsyondan yanayım. Yeni sürekli akıcı olmalı bu iş. Her sezon yeni şampiyon adayları ve yeni hikayeler doğmalı. Yoksa bu iş sıkıcı hale gelebilir. Her yıl aynı koşuları kazanan aynı atlar. Tamam onlar şampiyon atlar ancak bir noktadan sonra zirvedeyken emekli olup damızlığa ayrılmaları kendilerini hara yaşamına adapte etmeleri şart. Bu nedenle her yeni sezonda ikili-üçlü tay koşularını heyecanla beklerim. İstanbul sezonunda da tüm atlarımıza ayaklarınız düz bassın, iyi kazançlar demek isterim. Çok sayıda ithal orijinli safkan sanırım bu yıl ikili olarak koşacak olup farklı bir yıl olması olası gözüküyor. Bu atçılığımız adına önemli bir olay.Heyecanlı bir sezon bizleri bekliyor.
Dubai Meydan hipodromuna gidip canlı yarışları ekip halinde izlediniz Dubai'yi nasıl buldunuz? Ve atçılık konusunda Pan River sizin beklentilerinizi karşıladı mı? Bundan sonra Türk atları yurtdışına açılmalımı ne dersiniz? Bir Miramis örneğinde önümüzde duruyor.
Öncelikle Birleşik Arap Emirlikleri yarı çöl iklime sahip Kuzey bölgeleri düz, Güneydoğu bölgesi dağlık bir ülke. Dubai bu ülkede Kuzey’de sayılacak bir yerde ve inanılmaz bir inşaat trafiği var. Yani her yerde gökdelenler, alışveriş merkezleri, oteller, eğlence merkezleri ve yollar yapılmış, yapılıyor. Tarım alanı nerdeyse yok gibi. Yani üretim yapılacak bir alana denk gelmedik. Hayvancılık yok gibi. Sanayi tesisi, fabrika pek göremedik. Her yönüyle bir ithalat ülkesi gibi gözüküyor. Ancak petrol gelirleriyle sanırım tüm bu ithalatı karşılıyorlar. Atçılıklarına gelecek olursak. Gerçekten de Dubai denilince akla ilk gelen artık atçılık oldu. Tüm dünya burada yapılan koşulardan bahseder oldu. Bunu yapan Al Maktoum ailesini kutlamak gerek. Atçılık sayesinde iyi bir tanıtım sonrasında da finans merkezi olarak Dubai onların eseridir. Bizim atlarımızın Dubai pistlerinde koşmasına gelirsek. Geçmiş yıllarda da giden atlarımız ve elde ettiğimiz başarılarımız olmuştu. Ancak bu noktanın da artık ötesine geçmek gerekiyor. Listed bir koşu kazanmak yetmez. Gr.1 kazanmamız artık gerek. Pan River bu şansı yakaladı. Rakipler sert yarış oldukça zorlu ve kuvvetli rakiplerimiz var fakat Pan River kazanırsa bir basamak daha yukarıya çıkmış oluruz. Miramis ile ilgili televizyon yorumunda da beklentim olduğunu söylemiştim. Yarışseverler de genelde bu atın orada ne yapabileceğini soruyor. Benim gördüğüm kadarıyla bizim yetiştirdiğimiz her jenerasyondaki ilk 10 atımız rahatlıkla dünyanın her yerinde koşabilir başarılı sonuçlar alabilir. Bu nedenle bazı isimlere takılmadan her yıl 8-10 atımız yurtdışına çıkıp başarı aramalıdır. Ülke atçılığımızın da tanınmasında çok büyük rolü olacaktır.

27 mart'ta Dubai Sheema Classic'de bizleri neler bekliyor yarış nasıl seyreder rakiplerimiz kimler olabilir istediğimiz neticeyi alabilir miyiz? Fikirlerinizi herkes merak ediyor.
Öncelikle çok iyi koşular olacağı kesin. Seyir açısından da son derece kaliteli koşular. Bu nedenle bile her yıl izliyoruz. Ancak bu yıl Pan River’ı destekleyeceğiz. Şu an oranlar açık ve Avrupa’da Spanish Moon favori olarak gösterilen safkan. Daha sonra Godolphin formasıyla koşacak olan Cavalryman gelmekte. Emektar safkan Youmzain, Amerika’dan gelen Gr.1 galibi Presious Passion, Fransa menşei olan Dar Re Mi, Japon atı Buena Vista, Enternasyonal bir Montjeu oğlu Jukebox Jury bizi bekleyen en ciddi rakipler. Daha önce geçtiğimiz isimler bu koşuda bizim arkamızda şanslı gösteriliyor bir de Mourilyan gibi tehlikeli bir isim daha var. Dediğim gibi rakipler çok güçlü bu kez.
Konumuzu biraz başladığımız noktaya getirirsek senin için 1991'den bu yana özel anlam taşıyan atlar oldu mu hiç?
Geçmiş dönemde üzerine bahis oynamaktan heyecan duyduğum atlar vardı. Mesela Ezy Koter oğlu Jim, iyi bir Castle Rising hayranı olduğumdan Thyphonic Rising, Karabeyhan, Texas Gal, The Best, Best Diamond vs.. Bir çok safkan var. Bu atları start aldığında özellikle bu isimleri izlemeye giderdim.
Unutamadığın hafızandan silinmeyen çıkmayan bir yarış desem?
Çamurlu bir pistte Jim bir koşusunda az atlı bir yarış ve virajı en geride döndü. Ben ganyan bayiinde o kazanacak diye iddia yapmıştım. Bir sprint yaptı ki inanın görmeniz gerek o gün için hafızama kazınmış bir koşuydu. Çok koşu vardır böyle ama şimdi sıralama yapmak isteyince olmuyor.Bu yarışı söyleyebilirim size.
Türk yarışçılığı olarak neredeyiz peki? Ve nereye kadar gidebiliriz?
Bunun için benim buradan tespit yapmam ne derece doğru olur bilemiyorum ama fikrimi merak edenler için söyleyeyim. Öncelikle dünyada ileri atçılık ülkelerinde sistem nasıl kurulmuş buna bakmak gerek. Kaç at yetiştiriliyor, nasıl yarışıyorlar ve müşterek bahis gelirleri nasıl olmakta. Bunu bizle karşılaştırmak gerek. Benim gördüğüm kadarıyla Devlet kontrolü bu seviyede devam ettikçe atçılığımızın gelişmesi yavaş seyrini sürdürecektir. Özel sektör yetiştiricilik, yarışçılık ve diğer at yarışı gereçleri sektörüne ciddi yatırımlar yaparsa dünyada ilk 10 içine girmemiz mümkün olur. Amerika, İngiltere, İrlanda, Fransa, Japonya, Avustralya, Güney Afrika, Arjantin, Brezilya, Kanada gibi ülkeler bize göre daha iyi gözükmektedir. İtalya, Almanya ve Şili sanki bize daha denk gözüküyor.
Son olarak söylemek istediklerin nelerdir?
Ben öncelikle gençlerimize seslenmek istiyorum. Atalarınız yüzyıllar boyu en iyi atları yetiştirdi, onlarda nice savaşlar kazandı. Şimdi siz onlardan ne kadar uzaktasınız bir kendinize sorun. Gelin atlar ile iç içe olun. Anadolu’da toprağı olan her aile şartları ölçüsünde at yetiştirmelidir. Bu bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Müşterek bahisler atların soylarının devamı için gereklidir. At yetiştirmek, yarıştırmak bu nedenle kumar değildir. Kaybolan giden değerlerimiz arasına atçılığımızı da katmayalım. www.byerleyturk.org takipçilerine selamlar.
RÖPORTAJ: METİN ALKAN
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir





























